AYDIN'I AYDINLATANLAR
Duran Teke
Aydın'ı Aydınlatanlar
02.05.2010 22:28

 

Bu başlık Aydın İmam Hatip Lisesi Meslek Dersleri Öğretmeni ve Müdür Yardımcısı Ramazan Ergün tarafından yazılan, 1998 yılında Aydın Türk Ocağı Yayını olarak zamanın Türk Ocağı Aydın Şubesi Reisi rahmetli Ziya Uğur’un takdimi ile yayınlanan Aydın’da doğmuş, buradaki medreselerde veya kamu kurumlarında görev yapmış 175 bilgin, bürokrat, siyasetçi ve halk ozanının anlatıldığı eserin adıdır.

 

Genelde son dönem Osmanlı, ilk cumhuriyet dönemi şahsiyetlerinin yer aldığı eserde şahıslar alfabetik sıraya göre yer almış, son dönemlerde yetişen bilim, sanat ve siyaset adamlarından pek azı eserde yer bulmuştur. Eser çoğunun adları unutulmuş, bıraktıkları eserler bir yana mezar taşları bile ilgisizlik ve bilgisizlikten yok olmuş fedakâr insanlara vefa niteliği taşımaktadır. Bu kıymetleri okuduktan sonra içinde yaşadığımız şehir hakkında hemşerilik bilincimiz gelişmekte, çevreye olan ilgimiz ve düşüncelerimiz değişmektedir.

 

Şam Valisi iken “Devlete isyan edecek” kuşkusu üzerine idam edilen, yaptırdığı Nasuh Paşa Külliyesi ile adı Aydın’da halen yaşayan Nasuh Paşa, Genç Osman döneminde Sarayda Sultan Muallimliği yaparken Padişaha hacca gitme bahanesiyle Mısır Ordusunu yerinde inceleme aklını vererek Padişah’ın hazin sonunu hazırlayan Ömer Efendi, gerçek çilenin halkın içine karışarak onları bilgilendirmek olduğu, asıl imanın Hz. Peygamber’in sünnetine uymakla mümkün olduğunu dile getiren Kuşadalı İbrahim, saz şairi Kul Mehmet, halk ozanı Çine’li Âşık Ömeri ve botanikçi Kuşadalı Hacı Ali Paşa’nın hemşerimiz olduğunu kaç kişi biliyor?

 

Eserde anlatılan, Çine-Dereli Köyünde kendine ait medresede, yiyecek ve barınak ihtiyaçları tarafından karşılanan,52 öğrenciye hafızlık diploması veren Emin(Çakmak) Efendi, yine aynı şartlarda Yenipazar Eğridere Köyünde 300 öğrenciye gönüllü eğitim veren Hacı Mehmet Efendi’lerin fedakârlıkları Osmanlı dönemindeki gönüllü eğitim hizmetlerine birer örnektir.

 

Menderes’in öğretmeninin Evseklerli Mehmet Emin Efendi(Kara Hafız) ve üç çocuğunun da isim babasının bu öğretmen olduğunu, adı Köprülü Mahallesindeki bir camide yaşayan Üveys Paşa’nın Üçüncü Murat döneminin Başdefterdarı olduğunu bir ara yürüttüğü Bağdat Valiliği döneminde Fuzuli’nin, meşhur eseri “Leyla vü Mecnun”u kendisine sunduğunu, adını bir mahallede(Hasanefendi) ve camide yaşatan Hasan Efendi’nin 16.y.yılda yaşamış Edirne ve Mekke Kadılığı yapmış bir kamu görevlisi olduğunu eserden öğrenmekteyiz.  

 

Ayrıca Kurtuluş Savaşı öncesi Milli Mücadele aleyhine İstanbul Hükümeti zoruyla yayınlanan ve ‘Dürrizade Fetvası’ diye bilinen fetvaya karşı Anadolu Müderris ve Hocalarınca hazırlanan karşı fetvayı imzalayanlar arasında Bozdoğan, Çine ve Karacasu Müftüleriyle birlikte Nazilli’den Hacı Süleyman Efendi, Milli Ordu Müftüsü sıfatıyla Aydın Sultanisi Müderrisi Mehmet Esat Efendi de vardır.

 

Bunlardan Hacı Süleyman Efendi Aydın milletvekili olarak seçildiği Meclis-i Mebusan’da Batılılaşma konusunda önerge vermiş, Sivas Kongresine katılmıştır. Demirci Mehmet Efe’nin Kuvayı Milliye’ye katılma güvencesi olarak Hacı Süleyman Efendi’den oğlu Ragıp Efendi’yi kendisine rehin verme şartını tereddütsüz yerine getirmiştir. Müderris Mehmet Esat Efendi ise Mondros Mütarekesi sonrası işgalci Rumlara karşı tepki gösterilmemesi için Aydın’a gelen Nasihat Heyeti Başkanı Şehzade Abdürrahim Efendi’ye”Nasihata ihtiyacı olanlar varsa Rumlardır. Çünkü işgalci durumda olan biz değil onlardır. O nedenle siz nasihati onlara yapınız” diyerek tersleme cesaretini göstermiştir.

Bu şahsiyetlerden kalan yazılı eserler gerek harf devrimi nedeniyle okuyup değerlendirecek olanların günden güne azalması gerek değerlerini bilemeyen insanların eline geçmesi gerekse de tek parti döneminde uygulanan baskıdan korkularak sahipleri tarafından toprağa gömme gibi usullerle yok edilmesi sonucu günümüze ulaşanı pek azdır. Bu nedenle bilimsel yönden bir zamanlar verimli olan toprağımız çoraklaşmıştır.

 

Mezar taşları ise, çoğu Osmanlı Türkçesi ile yazılı olduğu için kime ait olduğu bilinememesi nedeniyle ya kırılıp kaybolmuş ya da betonlaşmak için darmadağın edilen mezarlıklarla birlikte toprağın altına gömülmüştür.

 

Her türlü kültür katliamından kurtulup zamanımıza ulaşanlar ise, daha önce bir yazımızda dile getirdiğimiz gibi, kendi yalnızlığına terk edilmiştir.

 

Bu değerlerin çoğunun adları, her halde başlarında bulunan hacı ve hoca sıfatlarından korkulduğu için, doğup büyüdükleri veya hizmet verdikleri yerlerin cadde, sokak, okul gibi kamuya ait eserlerde veya yerlerde yaşatılamamış adları da eserleri gibi tarihin tozlu sayfalarına karışmıştır. Hacı Süleyman Efendi’nin adı bile zamanın Nazilli Kaymakamı’nın teklifi ile 1992-1993 öğretim yılında küçük bir İlköğretim Okulu’na verilebilmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt köşe yazarlığını yaptığı Yeni Sabah Gazetesindeki odasında beyin kanaması geçirdiğinde(1943) daktilosunda yarıda kalan son yazısının başlığı”Yürekler Acısı” idi.

 

Her halde bizim kendi tarihimize ve kültürümüze karşı bu günkü aymazlığımızı yazıyordu da beyni ve kalbi dayanmadı.

Reklam
 
 
FACEBOOK
 
Facebook'ta Paylaş
GOOGLE
 
 
Bugün 52 ziyaretçi (165 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=